09 Ağustos 2007 Perşembe

Cennetin Kusu Ishakcan

Gavuristanda olmanin en zor yanlarindan biri nedir bilir misiniz? Bir kulaginiz hep telefonda durur surekli. Yureginizde bir damar vardir, hep pir pir atar durur. Sanki her an birseyler olacakmis, sanki birileri arayip size uzucu bir haber verecekmis de siz elinizden birsey gelmeden kalcakmissiniz gibi. Ve memlekete her telefon edisinizde yureginizdeki damar biraz daha pir pir eder. Acaba bireyler oldu da bana soylemiyorlar mi diye.

Evvel zaman icinde bir Ishakcan vardi. Ben sade bebekligini bilirim onun. Bir de ilk cocuklugunu. Herseyi surmeye calisirdi ufaklik. Yuvarlak birsey gozune carpmayagorsun, hemen "Ben bunu sureyim mi?" diye sorardi. Sonra da eline gecirdigi gibi direksiyon niyetine yuvarlardi saga sola.

Ben buyudugunu gormedim keratanin. Bes sene gavuristanda yasadigimiza gore demek uc yasindan beri yalnizca uc defa gormusum onu. Birisi gecen kurbanda bizi ziyarete geldiklerinde. Birisi Iznik golunun kenarinda elinden tutup beraber gole bakmaya gittigimizde. Birisi de biraderin dugununde dort sene once dort yasindayken. Birkac defa da MSN'den konusmustuk. Okuma yazma ogrenince bana mesaj da yaziyordu arada. Bir de meshur motosikleti vardi ufakligin. Arada bir bana gonderirdi MSN'den. Tatli cocuktu, zeki cocuktu, seker cocuktu. Evinin nesesi, anasinin kuzusu, ablasinin biricik kardesiydi Ishakcan. Sekiz yasindaydi sadece.

Ishakcan benim dayimin oglu. Hani su annemin kardesi olan dayim. Cemalinur yengemin kocasi olan dayim. Deliydi, doluydu ama dayimdi iste. Dayimi da son bes yilda topu topu uc defa gormusum demek. Ishakcani gordugum zamanlarda.

Insanin yureginde pir pir atan damar bazen bir kabariverir. Bazen birseyler oldu sanirsiniz. Bir sikinti geliverir. Gecen hafta pazartesi gecesi cok rahatsiz bir uyku uyudumdu. Daha dogrusu uyuyamadimdi demek lazim belki de. O rahatsizlikla yattigim yeri degistirmistim sucu yataga bulup. Bu fakir nerden bilsin ki tam da benim gece uykumun bolunup bolunup uyandigim saatlerde memlekette feryad-u figan varmis.

Dayim bir cenazeye giderken Yozgat'ta bir magandanin hismina ugramis. Sereften yoksun adam gecmemesi gereken seridi iki defa gecip cikmamasi gereken hizda fren bile yapmadan dayimin arabasina carpmis. Dayim ve yengem orada hakkin rahmetine kavusmuslar. Ishakcan onlara katilmak icin hastaneyi beklemis.

Benim haberim bir hafta sonra cumartesi gecesi oldu. Uzulur diye soylememisler. Insanin yuregi yaniyor tabii. Lakin bilmezler ki bilmek gerek. Gec ogrenince yurek yine yanar. Hem soylemediler diye de yanar. Yurek bu, yanmaz olur mu? Yanmasa yurek olur mu? Simdi bu fakir nasil guvensin memleketten gelen haberlerin dogruluguna? Ya bu hafta telefon edince verilen memleket haberleri dogru degilse? Ya sag salim denilen daglar gibi insanlar aslinda coktan topragin bagrina dustuyseler? Ya cennette baska kuslar varsa artik?

Memlekettekiler aglarlar. Goz yaslari yurekteki yangini dindirmek icin akar. Sonra mezardan avuclanan bir avuc toprak yanginin ustunu orter. Yurek yanar, yanar, kabullenir. Ya gavuristanda ne olur?

Ishakcan simdi Cennette bir kus olmus, babasinin basinin ustunde ucup onu eglendiriyor. Rabbim dayima da, yengeme de, Ishakcan'a da bol bol rahmet etsin.

1 Yorum:

29 Eylül 2007 Cumartesi 22:46 zamanında, Blogger dilek dedi ki...

paylaşımlarınızla bugün tanıştım. oldukça keyifli, eğlenceli ve bir o kadarda düşündürücü zaman geçirdim. yeni paylaşımlarınızı bekliyoruz. teşekkür. hoşça bakın zatınıza

 

Yorum Gönder

<< Ana Sayfa