15 Şubat 2007 Perşembe

Fuat Hoca'yla Hasbihal

Fuat Hoca'yla Almanya'daki Türklerin durumunu konuşuyoruz MSN üzerinden. Kendisi hafız hem de ilahiyatçı aydın bir genç adam. Almanya'ya tayin oldu bir süre önce. Orada Türklerin derdine derman oluyor.

Önce insanların ilgisizliğinden, dünyaya dalmışlığından yakınıyor. Herşey saate göre yapılıyor, dakikaların hesabını tutuyor insanlar diyor. Dost ile hemhal olmak mazide kalmış artık. Hepimiz öyle değil miyiz diyorum biraz mahcub. Her konuşmaya başladığımızda ilk ayrılmak isteyen ben olduğum aklıma geliyor, yüzüm kırmıznın değişik tonlarında gidip geliyor.

Gençlere eğilmek lazım diye konuşuyoruz. Gençler bizim geleceğimiz. Onları dinlemek, gönlünü hoş tutmak lazım diyor fakir. Sonra ben ilave ediyorum: onların istediği türden faaliyetler olsun. Fuat hoca ekliyor: ben zaten bildiğiniz hocalardan değilim. Onlar için koşturuyrouz. Geziler düzenlemişler şimdiye kadar. Spor müsabakaları, yarışmalar. "Ne güze dostlarım var, Allah hepsinden razı olsun" diye geçiyor fakirin aklından.

Sonra Almanya'daki ve Amerika'daki Türk ailelerin çocuklarında Türkçe sorunu olduğunu konuşuyoruz. Diyorum ki "Onlar aslında Almanya'daki Türk çocukları değil, Türkçe konuşan Almanyalı müslümanlar". Belki de Türkçe bilen demek lazım. Çünkü çoğu babasıyla dahi Almanca konuşuyor.

Sahi ne yapmalı bu gençleri? Birçokları pek de ciddi bir tedrisat görmemiş ailelere doğmuşlar. Kırşehir'in Çiçekdağı'ndan, Konya'nın Tavşançalı'sından gelmişler babaları anaları. Çiçekdağı güzel yer. Baharda çiçek açar her taraf. Hele Ayşe ebenin tandırından gelen yufka kokusu yok mu! Madımak olsa da Ayşe Ebe'ye götürsek, taze yufkaların arasına dürüm yapsak, sonra da hep beraber yesek. Ya kışın? Arabaşı olsa da yutsak hep beraber. Ama Münih büyük şehir. Hem dağlarında çiçek açsa da madımak olmaz ki... Rahmetli Ayşe Ebe öleli beri tandırın kapısını açan da yok. Hem gençlerin nüfus kağıdında doğum yeri Almanya yazıyor. Ayşe Ebe'nin madımaklı dürümünü yemek şöyle dursun, rahmetliyi tek tük hatırlayanlar da çocukken yazın 20 günlüğüne köye gittiklerinde beli bükülmüş bir yaşlı ebecik olarak görmüşler. Ama o madımaklı dürümler babaların burnunda tüter.

Madımaklı dürümle Münih bağdaşır mı? Peki bunu babalara nasıl anlatırsın? Üstelik ne demiş atalar, kuş yuvada gördüğünü işler. Hani yaramazlık yapınca, aşırıya gidince babası eline alırdı ya sopayı. Eh garipler yuvada öyle görmüşler, saçını uzatan, kolye takan, kız arkadaş arayan oğullarını, oğlanlarla konuşan kızlarını aynı usul terbiye etmeye kalkıyorlar. Çiçek dağında çalışan terbiye usulleri Münih dağlarında yankılanıp geri babaya dönüyor. Ne yazık...

Bu gençleri "Türkçe bilen Almanyalı müslümanlar olarak değerlendirmeli" diyorum Fuat hocaya tekrar. Onların kültürü farklı. Ne kadar mürekkep yalamış da olsak, sen ve ben gavurca lisanları su gibi de konuşsak, sen ve ben başkayız. Biz hasbelkader Almanya'ya, Amerika'ya vasıl olmuş Türkleriz. Ama onların kafa kağıdında bir hane var senden benden farklı: doğum yeri Almanya yazıyor. Ciddi fark.

Geçenlerde super bowl oldu bu Amerikanyada. Bu benim gördüğüm 5. super bowl. Hala da ne olduğunu anlamışlığım yok. Ama buralarda hayat duruyor super bowl olunca. Sonra baktım, cuma hutbesinde üniversitemizin gençlerine hitap eden genç imam super bowl'dan bahsediyor. Bana değişik geldi. Sonra aklıma geldi, onların kafa kağıdında benden farklı birşey yazıyor.

Almanca'nın pekçok kavramı anlatmakta yetersiz kaldığından bahsetti Fuat Hoca. Hakkı var, bu fakir de gavurlara birşey anlatacak olsa, hangi kavramı nasıl anlatırım diye kıvranıyor. Müslümanlarla konuşmak kolay. Rahmet tüm dillerde Rahmet. Mescit, o da öyle. Ezana herkes ezan diyor. Cennet de hepimizin ortak arzusu. İngilizce de konuşsak müslümanlarla, ezana ezan diyoruz. Hem artık pekçok İngilizce kelime müslümanca manalar ifade etmeye başlıyor. En azından müslümanlar için. "Bounty" dendiğinde insanların aklına "Allah'ın nimeti" geliyor. Rabbimizin "Merciful (Rahman)" olduğunu hepimiz anlıyoruz artık. Demek ki kavramları islami kavramlarla yüklemek ancak kullanmakla mümkün.

Sonra diyorum Fuat Hocaya, bundan 1500 sene önce senin ve benim dedem bozkırlarda at koştururken "Rahmet" diye bir kelimeyi bilmiyordu. Şimdi bozkırlarda at koşturanlar birbirine "Rahmet" diye teşekkür ediyor. O zaman "Namaz" kılan da yoktu. Çünkü "Peygamber" gelip onlara "din"i anlatmamıştı. "Ahiret"e inanmıyorlardı ve "Cennet" yerine bazıları bir "uçmak"dan bahsediyordu. Çünkü onlar "müslüman" değildiler. Türkçe o zamanlar bir İslam dili, İslami bir medeniyetin, İslami bir edebiyatın yapı taşı değildi. Ne zaman ki eli öpülesi insanlar Türklerin arasına girip onlara "din"den "iman"dan bahsetti, Türkler önce bu kavramları öğrendi, sonra da kabullendiler. Şimdilerde müslüman olsun olmasın, dinin özünü bilsin bilmesin, tüm Türkler "merhamet"in ne olduğunu bilir. Atesitler bile ölenleri için demokrasi "şehid"i demekten geri durmaz. Demek ki bir dil zamanla ve ancak doğru kullanılırsa İslami kavramlarla yüklenir.

Sonra düşünüyorum da, güzel memleketim benim yurdum. Ben oraya aidim. Gavuristan'da kalsam da, kısa vadede dönmeyi düşünmesem de, kalbimin yarısı orada. Ama benim dedem 1000 sene önce dünyanın başka bir yerini aynı benim Türkiye'yi sevdiğim ve sahiplendiğim gibi seviyor ve sahipleniyordu. Münih'te doğan ufaklıkların gözünde Çiçekdağı artık Kafdağı'nın ardındaki dağ. Onlar münih dağlarında biten çiçeklere aşık olmuşlar. Hem o dağda madımak da bitmez ki...

Fuat Hoca hem hafız, hem okmuş bir hoca. Fuat Hoca aydın hoca. Gençlerin derdini bilen hoca. Allah Fuat Hoca'nın yardımcısı olsun...

1 Yorum:

16 Şubat 2007 Cuma 05:09 zamanında, Blogger hodscha dedi ki...

Güzel kardeşim!
Yazının sonunda haketmediğim iltifatlarda bulunmuşsun.Teşekkür ederim,hakkımda yazdıkların senin güzel görüşün.Şimdi senin yüzüne toprak saçmamı emrediyor rasülullah ama bu gavur memleketinde avuçlayıp atmaya toprak ta yok inan çünkü heryer yemyeşil.Yaş kesmeyi baş kesmekle bir tutan bir ecdadın torunu olarak buradan vatanıma bakınca hicap duyuyorum halimizden.Baki selam.

 

Yorum Gönder

<< Ana Sayfa