Bir Türk, Bir Mısırlı, Bir Pakistanlı Bir Gün ...
Bu akşam Pakistan asıllı ama kendisi de eşi de Amerika'da doğmuş bir arkadaşın evine misafir olduk. Bizden başka Mısırlı bir aile ile İranlı bir aile daha vardı. Bir de sonradan müslüman olmuş beyaz Amerikalı bir kardeşimizin kurmaya çalıştığı aile de oradaydı. İslam dünyasının birleşmiş milletlerinde gibi hissettim kendimi.
Daldan dala atlayarak güzel bir muhabbet oldu. Vize sıkıntılarından Kanada göçmenliğine nasıl başvurulacağına, "Nolacak bu Amerika'nın hali"nden herkesin dillerine ait izlenimlere kadar muhtelif konularda muhabbetler oldu.
Türkçedeki iki kelimenin daha Türkçe olmadığını bu akşam öğrendim: muz ve tabak. Araplarla ve İranlılarla her konuştuğumda bir kelimenin daha aslında Türkçe olmadğını öğreniyorum zaten. Daha önce bana alfabe kitabını gösteren bir küçük kızcağız sayesinde fil ve fare kelimelerinin Arapça olduğunu öğrenmiştim. Şimdi bir de muz ve tabak eklendi. Ayrıca çeyrek kelimesinin Farsi dört manasına "çehar" kelimesinden gelmiş olabileceği iddiası da kafamı karıştırdı. Buyrun buradan yakın.
İranlı dostumuzla konuşurken bir de çorap kelimesinin Farsi asıllı olduğunu konuştuk. Ama fakir yerinde durur mu bir gol de o attı. Ateş kelimesinin aslında "od" kökünden Farsiye geçmiş, oradan da Türkçe'ye geri "ateş" olarak geldiğini okumuş ya bir yerlerde, hemen dile getiriverdi. Sonra da sanki bilirmiş gibi "Daha niceleri var da siz pek bilmezsiniz bu işleri" makamından bir türkü çağırarak konuyu değiştiriverdi.
Pakistan asıllı Amerikalı dostumuzla muhabbette Türkçe bilmeyen birisinin Türkçeyi nasıl hissettiğini, seslerini nasıl algıladığını merak ettiğimi söyledim. Dedi ki "Sizin epey savaş görmüş bir millet olduğunuz dilinizden belli oluyor. Arabi ve Farisi kelimeleri bile kızar gibi söylüyorsunuz. Hiç de yumuşak bir diliniz yok." Güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. "Hani" dedi, "Nemçelerin dili şöyle bir kulağı tırmalar ya, sizinkisi o kadar olmasa da biraz ona yakın".
Yengelerin ellerine sağlık, yemekler de çok güzeldi. Hint yemeği yemeyeli bir müddet olduğundan tam da özlemeye başlamışken iyi denk geldi bu davet. Az baharatlı tavuk biryani (Hint usulü baharatlı tavuklu pilav), orta baharatlı nohut yemeği ve baharatsız kıymalı samosa (muska şeklinde katlanmış kızartılmış kıymalı hamur) ana yemeklerdi. Orta baharatlı bir mercimek çorbası ve birkaç çeşit de salata. Menümüz zengindi anlayacağınız.
Birleşmiş milletlerde güzel bir akşam geçirdik vesselam.

4 Yorum:
Kemal Bey,
Şöyle bir hususu size bildirmem benim üzerime farz oldu: l, z, c, f, r, j, p,n, h, ş, m harfleri ile Türkçe kelime başlamaz. Başlayıp da Türkçe olanlara nadir olarak rastlanır ancak taklit sesleri buna dahil değil tabii.
Not: Biz edebiyatçılar yukarıda sıraladığım harfleri "Laz Cafer Japon Haşim" formülüyle aklımızda tutarız. ;)
Saygılarımla.
Kerim
Bu gönderi yazar tarafından kaldırıldı.
Bu gönderi yazar tarafından kaldırıldı.
Hint yemeklerine alışmamız her ne kadar zor olsa da geçen sene her hafta iki defa yemek zorunda kalıyorduk. Hintli arkadaşın nöber günü gelmese diye dua eden ve hatta bir gün evvelden yemeğini çok yapıp ertesi güne arkadaşın yemek yapmasına lüzum bırakmayan bir arkadaş bile vardı. Ama acısını az koyarlarsa lezzetli yemekleri var.
Farisilere gelince burada ki Farsça hocamız bütün alimleri bile Farisi yapıyor. Araplar, Kürtler ve Farisiler arasında müthiş bir alim çekişmesi var. İşe bir de biz katılsak tamam olacak. O yüzden Türkçe kelimelere bile Farsça demeleri normal. Ne de olsa kavmiyetçi millet.
Ne garip; araya kıtalarda girse, milletlerin hakkımızdaki görüşleri aynı. Okulda türk arkadaşlarla bir mevzu hakkında konuşurken diğer milletten arkadaşlar telaşlanıp bizi ayırmaya geliyordu. Sonunda onları alıştırdık. Celalli konuşmaya
Kerim Beyin verdiği bilgi de dilleri mukarene ederken baya işimize yarayacak :)
Yorum Gönder
<< Ana Sayfa